Artık mülakatın olmazsa olmaz sorusu: İş dışı zamanınızı nasıl değerlendirirsiniz?

October 10th, 2006

Zaman bugün kıymeti çok az anlaşılmış bir kavram. Özellikle Türkiye’de birçok kişinin
hala saat bile taşımaması beni hayrete düşürür. Zaman bugün rekabette ve insan hayatında
en büyük değerdir. Zamanımızı niye yönetmek ve planlamak istemeyiz? Neden insanlar,
hafta sonlarında zaman kavramından uzak yaşamayı tercih ederler?
25 senedir iş hayatında olan gözlemlerimi sizlerle paylaşmak isterim. Hayatımın büyük kısmını satış ve pazarlama konularında çalışarak geçirdim. Bir kişinin zamanını nasıl geçirdiği, o kişi hakkında size bir çok ipucu verir. Küçük yaşlardan itibaren bana en büyük sermaye ve rekabet gücü olan zamanı en iyi şekilde kullanmam öğretildi. Çoğu zaman çevremdeki insanlar “Senin yaptıklarını düşününce bile yoruluyorum.” veya iş hayatında “ Taner, senin ikizin yok değil mi, doğru söyle” derler.

“Çok yoğunum”, “ Vaktim yok”, “Çok isterdim”, Sonra bakarız “ , “Bilmiyorum “ veya “Spor yapmayı çok istiyorum, ama zamanım yok“ gibi birçok bahane ile kendimizi sürekli kandırırız ve kendimizi haklı görmek isteriz. Aslında, zamanımızı yönetmek hayatımızı ve kendimizi yönetmektir; istediklerimizi gerçekleştirmek, sevdiklerimize, hobilerimize, en önemlisi kendimize zaman ayırmaktır.

Bügün işe alımlarda en önemli kriterlerden biri, iş dışındaki hobilerimiz ve zamanımızı nasıl değerlendirdiğimizdir. İnsanın iş hayatındaki başarısı, iş dışında zamanını nasıl değerlendirdiğiyle orantılıdır.

Bu konuda çevremden çok takdir alan bir kişi olarak, zamanımı nasıl bu kadar iyi yönetebildiğimi sizlerle paylaşmak isterim;
Haftada minimum 10 saatimi spora, 10 saatimi kitap ve dergi okumaya, 10 saatimi TV seyretmeye, haftada en az 1 kere sinema, tiyatro faaliyetine, en az 1 kere dernek faaliyetine, her akşam muntazam en az 30 dakika ailemle sohbet etmeye , haftada minimum 1 kere ailemle dışarıda yemek yemeğe, 2 haftada bir düzenli olarak ailemle zaman geçirmeye, haftada minimum 1 kere yakın dostlarımla beraber olmaya, her akşam 1 saat mail okumaya veya makale yazmaya, yılda düzenli 3 hafta seyahate çıkmaya zaman ayırabiliyorum. İki çocuk babası olmam, bir teknoloji şirketinin genel müdürlüğünü yapmam dışında, sosyal dernekler bünyesinde yılda yaklaşık 1,000 kişiye eğitim veriyorum. Her türlü iş , dernek ve eğitim amacıyla birçok toplantı ve eğitime katılırım. Televizyon, radyo, kokteyl ve röportaj taleplerinin çoğunu kabul ederim.

Bunları başarmamın en önemli kuralı her şeyi mümkün olduğu kadar önceden planlamam ve önceliklerimi yazmamdır.

İş hayatı ile ilgili 20 tavsiyemi sizlerle paylaşmak isterim,

1. Sabah güne erken başlayın (6 saat uykuyla yaşamayı öğrenin) ve sabah mutlaka birşeyler okuyun. Güne erken başlarsanız, siz günü kontrol edersiniz. Güne trafiğe yakalanmamak için 15 dakika erken başlamak size çok zaman kazandıracaktır. Gelir düzeyiniz müsaitse evinizin ve işinizin birbirine yakın olmasına gayret edin (Tabiiki spor klübünüzün de).
2. Akşam toplantınız veya sosyal bir faaliyetiniz varsa sporunuzu sabah erken veya öğle saatlerinde yapın. Evinizde koşu bandı veya bisiklet bulunsun. Yoğun zamanlar ve karlı günler için!
3. Güne mutlaka kuvvetli bir kahvaltıyla ve pozitif düşünerek başlayın. Bu, gün boyu enerjinizi sürdürmenizi sağlayacaktır. Yapmış olduğunuz faaliyet kadar, onun kalitesi de önemlidir.
4. Aile, hobi ve tüm iş dışı randevularınızı, iş randevusu gibi ajandanıza yazın ve bunları gerekmedikçe değiştirmeyin. Zamansızlığın en büyük nedeni plansızlıktır!
5. Sabah işe girdiğinizde mutlaka herkese “günaydın” veya “nasılsın” deyin ve tüm şirketi turlayın. Bu şirket büyüklüğüne göre 10-15 dakikanızı alacak ama size elemanlarınız hakkında birçok bilgi toplamanıza ve önemli konuları size aktarmalarına firsat verecek, güven ilişkilerinizi arttıracaktır.
6. Kısa konuşmayı öğrenin. Kısa konuşmak çok kişiyle görüşmenizi sağlayacağı gibi, insanlarla güven ilişkinizi artıracaktır. Bu, iş veya sosyal alanda farketmez!
7. Şirket toplantılarını mümkün olduğunca erken, kahvaltı veya öğlen yemeği zamanı yapın. Gündemi önceden belirleyin ve hedef sürenizi aşmayın.
8. İlk randevunuzu sabah erken saatte evinize en yakın ( şirket evinizden uzak ise veya trafik problemi yaşıyorsanız) ve en sonuncusunu evinize en yakın yerde alın. Bu şekilde iki fazla ziyaret yapmış olursunuz.
9. Trafiğin yoğun olduğu saatlere randevu almayın. Ofisinizden çok uzaktaki randevularınızı gün ortasına almayın ( saat 15:00 veya 16.00 gibi)
10. Şehir dışı ziyaretlerinizde günde minimum 4 randevu alın (bunun için çok önceden planlamanız lazım).
11. Her randevuyu almadan düşünün , gerçekten gerekli mi? Telefonda halledebileceğiniz görüşmeler için boşuna zaman kaybetmeyin. Mümkünse ofisinize davet edin.
12. Mutlaka bir randevu defteriniz veya ajandanız olsun. Randevularınızı minimum 3 hafta sonrası için alın. Çoğu satış temsilcisi, aynı hafta için randevu almak istediklerinden ziyaret hedeflerini tutturamazlar. Çok önceden aldığınız randevuları muhakkak 1 gün öncesinden tekrar teyit edin.
13. İşinizle ilgili her türlü faaliyete, toplantıya katılmaya gayret gösterin. Ama, bu toplantıların tümüne değil, en çok sosyalleşeceğiniz saatlerine hiç katılamıyorsanız, kokteyl veya öğlen yemeğine katılın.
14. Telefon ve tüm görüşmelerinizi minimumda tutun. Randevu alırken veya ziyaret başında karşınızdakinin zamanını ve zamanınız azsa kendi zamanınızı nazikçe belirtin.
15. Ailenizin ve yakın arkadaşlarınızın önemli davetlerini, cenazelerini, hasta ziyaretlerini, doğum günlerini ve evlilik yildönümlerini, şirket açılışlarını sakın kaçırmayın. Zamanı yaratın.
16. Önceliklerinize hedef ve zaman verin ve hergün üzerinden geçin. Kafanızdaki zaman bazen gerçekçi olmayabilir. Tecrübe ile bu konuda başarınızı arttırabilirsiniz.
17. Hayır demesini bilin ve mümkün olduğu kadar iş arkadaşlarınızın sizi çalışırken bölmelerine izin vermeyin. Bu konuda bir süre sonra sizi gereksiz şekilde rahatsız etmeyeceklerdir.
18. Seyahatlerde mutlaka kitap okuyun veya laptop’unuzdaki maillerinizi temizleyin. Yanınızda daima dergi ve kitap taşıyın. Vaktinizi boşa geçirmeyin!
19. Kahvaltı veya öğle yemeklerini boş geçirmeyin. İş arkadaşlarınızla veya çalışanlarınızla geçirin, hatta ailenizle!
20. İş, aile, sosyal hayat ve kendinize ayırdığınız zamanı dengede tutun. Bu sizi daha mutlu, dengeli, yaratıcı ve pozitif yapacaktır. Unutmayın zamanı her zaman daha iyi yönetebilirsiniz, ama bunu istemeniz ve üzerinde çalışmanız gerekir. İş hayatında zamanı nasıl yönettiğiniz, günümüzde en büyük rekabetçi güçtür.

Yazımı ufak bir öyküyle noktalamak isterim.

Bir gün Amerika Başkanı Abraham Lincoln’e sormuşlar. Üniversitemizde bir konuşma yapmanız lazım, bizi inşallah kırmazsınız. Roosevelt “herhalde zamanımız var” demiş. 2 hafta demişler. O zaman “herhalde 2-3 saat konuşma sürem vardır” demiş. Hayır efendim, 15 dakika süreniz var, demişler. Roosevelt dönmüş, “bakın” demiş, “eğer 2 saat konuşmam gerekiyorsa, 2 hafta hazırlık süresi yeter. Ama eğer 15 dakika konuşmamı isterseniz, minimum 2 ay önceden hazırlık yapmam lazım.“

Öykünün özeti şu,
Bugün mükemmel olmak için , önceden planlamak, öncelikleri belirlemek ve zamanı çok iyi kullanmak lazım.

Özel hayatınızda veya iş hayatınızda ne yaparsanız yapın, zamanızın değerini bilerek kullanın. İnsanlar yoğun oldukları için değil, plansız ve programsız oldukları için, sorumluluk almamak için ailelerine, yakın arkadaşlarına , en önemlisi kendilerine zaman ayıramazlar.

Çok geç olmadan 20 kuralı uygulamanızı öneririm.

Hayatın sizi değil, sizin hayatı yönetmeniz dileğiyle…

Taner Özdeş
Infonet Genel Müdürü

Yeni Mezunlar İşe Girmek İçin Uymanız Gereken 7 Altın Kural . . .

October 10th, 2006

1. Önceliği para, kıdem ya da sosyal garantilere değil size uygun bir şirkette deneyim, bilgi kazanmaya verin.
. Şu anda yeni mezunsunuz, ilanlarda hep deneyim isteniyor diye şikayet ediyorsunuz, yetiştirmek üzere eleman arayan ilanları kaçırmayın. Çalışmak istediğiniz alanda deneyim edinmek sizin birinci hedefiniz.
. Genellikle büyük ve herkesin çalışmak istediği şirketler ilk girişte düşük ücret verirler. Çünkü ellerinde çalışmak isteyen çok fazla iyi aday vardır. Şirkette deneyim kazandıkça ve yarattığınız katkı görüldükçe ücretiniz de paralel olarak artacaktır.
. Kendi iş alanınızla hiç ilgisi olmasa bile, kariyeriniz için önemli olabilecek becerileri size kazandırabilecek işlere girin. Örneğin, çağrı merkezlerinde müşteri temsilciliği. Böyle bir işte şu becerileri kazanırsınız: Telefonla konuşma, bir ürün ya da hizmeti sunma, sorun çözme, müşterilerin istek ve şikayetlerini analiz etme, satış ve ikna etme, teknolojiyi kullanma, iletişim kurma, bu beceriler size her işte yardımcı olacak özelliklerdir. Ve en çok ihtiyacınız olan şeyi de kazanmış olacaksınız: DENEYİM.

2. Niteliklerinize ve ilgi alanınıza uygun işlere başvurun.
Bir işin niteliklerinize ve ilgi alanınıza uygun bir iş olduğunu nasıl anlarsınız:
. Heyecan duyarsınız.
. O işe başvurmak için acele edersiniz. Her an elinizden kaçacakmış gibi gelir.
. Dünyanın en güzel işinin bu olduğunu düşünürsünüz.
. Bu işe sizden başka uygun kişinin bulunmadığını hissedersiniz. Mutlaka sizi almalılardır.
. İlanda belirtilen özellikler sanki sizi tarif etmek için yazılmıştır.

3. Özgeçmişinize, kapak yazınıza ve sunumuna özen gösterin.
. Tekrar tekrar okuyun bir yazım yanlışlığı, cümle düşüklüğü var mı diye kontrol edin. Arkadaşlarınıza, aile üyelerine de okutun, sizin görmediğiniz bir hatayı ya da eksikliği fark edebilirler.
. Telefon numaralarınızı doğru yazdığınıza emin olun. Mobil numara dışında sabit bir numara mutlaka belirtin. Eğer bulunduğunuz yerden farklı bir şehirde iş bulmak istiyorsanız, o şehirde yerleşik bir arkadaşınız yakınınız varsa onun adresini kullanın.
. Kapak yazınızı her işe özel olarak yazın. Kapak yazınızda firma adı, pozisyon adı varsa referans numarası, belirtilmişse ilgili kişinin adı, günün tarihi, adınız, soyadınız, adresiniz ve imzanız mutlaka olmalıdır.
. Özgeçmişiniz bir sayfayı geçmemeli, geçerse mutlaka dipnot olarak adınızı ve soyadınızı ekleyin.
. Görüşmede özgeçmişinizi şeffaf koruyucu dosya içinde sunun. Ayrıca güncel (o andaki size benzeyen) bir fotoğrafınızı da mutlaka yanınızda bulundurun. Fotoğrafınız 6.maddede belirtilen görünüm özelliklerine uygun ve önden çekilmiş olmalı.

4. Başvuru yaptığınız işin, şirketin ne olduğunu bilin. İlk işyeri önemlidir.
. Şirketin adını internetten arama motorlarına yazarak araştırabilirsiniz.
. Şirket hangi alanda faaliyet göstermektedir, kaç çalışanı vardır, şirket politikaları nedir, ne zaman kurulmuştur, yöneticileri kimlerdir, görüşeceğiniz bölüm kime bağlıdır, şimdiye kadar ne tür başarılar göstermiştir, araştırın.
. Şirketin adresi yazıyorsa ve gitme şansınız varsa yerine gidip bakabilirsiniz. Çalışan insanlar, sizi karşılama şekilleri, etraftaki insanların ruh halleri, işyerinin koşulları, mobilyaların güncelliği göreceğiniz her şey size bir bilgi verecektir. Doğrudan soru sorarak da merak ettiklerinizi öğrenebilir, çalışanlardan şirket hakkında referans alabilirsiniz.

5. Başvuru yaptığınız işten görüşmeye çağrılırsanız mutlaka gidin.
. Hastalık ya da acil bir olay nedeniyle gidemeyecek olursanız mutlaka haber verin, açıklama yapın ve başka bir güne randevu isteyin. Görüşmeye gideceğinizi söyleyip açıklama yapmaksızın gitmemek, haklı olarak görüşmecilerin en çok rahatsız olduğu davranış şeklidir. “Aman ne olacak, zaten geç oldu, artık unutmuşlardır, vs.” diye düşünüp aramayı ihmal etmeyin. Bir gün- bir hafta sonra da olsa arayıp gelememe nedeninizi açıklayın. En azından bu görüşmecinin daha sonra çok çalışmayı istediğiniz bir yere de geçebileceği olasılığını düşünerek bunu yapın.
. Çağrı gelene kadar işe girdiyseniz, durumunuzu belirterek, teşekkür edin.

6. Görüşmeye giderken görünümünüze özen gösterin.
. Görünümünüz davranışlarınız ve konuşmalarınızla yarattığınız izlenimi desteklemeli ve güçlendirmelidir. Kot pantolon kesinlikle giymeyin. Yaşınızdan küçük gösteriyorsanız kumaş etek-ceket ya da pantolon daha olgun görünmenizi de sağlayacaktır.
. Çok makyaj yapmayın, aşırı parfüm sürmeyin, sakız çiğnemeyin, en azından görüşme için binaya girmeden önce atın.
. Kızlar için saçınızı abartılı tokalarla toplamayın, özellikle plastik toka kullanmayın, kıyafetinizle uyumlu renklerde sade aksesuarlar kullanın. Küçük gösterdiğinizden şikayet ediyorsanız, saçlarınızı at kuyruğu yapmak yerine fön çektirip açın. Saçınız kısaysa büyük klipsli kadınsı küpeler kullanabilirsiniz.
. Görünümünüze canlılık katacak bir unsur mutlaka bulunsun. Gri bir takım giydiyseniz kırmızı bir kravat gibi, ya da canlı tonlarda makyaj yapmak gibi. Yüzünüz enerjik ve pırıl pırıl olmalı. Önceki gün erken yatın ve dinlenmiş olun. Olanağınız varsa ılık-soğuk suyla duş alın, canlanmanıza yardımcı olur.
. Klasik kıyafetlere alışkın değilseniz ve kendinizi bu kıyafet içinde rahat hissedemiyorsanız, sevdiğiniz ve her zaman kullandığınız bir aksesuarı kullanabilirsiniz. Ya da kıyafetinizi farklılaştırabilirsiniz. Örneğin ceket içine sevdiğiniz bir tişörtünüzü giyebilirsiniz. Sizi rahatlatacaktır. Tabi genel görünümü bozmamak kaydıyla.

7. İş görüşmesini, görüşmecisini ciddiye alın, kontrolünüzü kaybetmeyin.
. Görüşme için binaya girdiğiniz andan itibaren herkese nazik ve güleryüzlü davranın, diyalog kurmaya çalışın. İnsanlardan alacağınız karşılıklar kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olur, heyecanınız yatışır.
. Görüşme yapacağınız kişiye arkadaşınız gibi davranmayın. Yaa, falan, filan, yani gibi kelimeleri konuşurken kullanmamaya çalışın.
. Sizin ve karşınızdaki kişinin rollerini ve ne için orada bulunduğunuzu unutmayın. Saygılı, ölçülü ve kibar olun. Görüşmecinin samimiyetine karşılık verin ama gevşememeye dikkat edin.
. Sorulara yanıt verirken neden bu işi istediğiniz ve uygun olduğunuz açıklamanızı destekler, güçlendirir şekilde örnekler verin, mantıklı ve tutarlı olmaya çalışın.

Nida Öğütveren
Turbocv.com kurucusu ve danışmanı

Peki ya ‘Red’ Cevabı Alırsak ?

October 10th, 2006

Kabul edelim ya da etmeyelim, reddedilmek hayatın gerçeklerinden biridir, özellikle de iş arıyorsak…

Ne kadar kalifiye ya da deneyimli olursak olalım, bir (ya da fazlası) red cevabı kaçınılmazdır. Burada esas ustalık red cevabı ile nasıl başa çıkılacağını öğrenmek, olumlu tavrı sürdürmek ve sonraki fırsatlarda bu reddi faydalı bir şekilde kullanabilmektir.

Siz değilseniz
İyi bir görüşme yaptınız. Vasıflarınız, işin amacına uygun; ancak işi hala almadınız. Tek sorgulayabileceğiniz şey ‘neden’ böyle olduğudur. Bir pozisyonu kaçırmanın kişisel olarak sizinle hiçbir ilgisi yoktur. Mesela, şirket içinden bağlantıları olan birinin, sizin yerinize işi almış olması mümkündür. İstatistikler de bu durumu doğrular şekildedir. Amerika’da iş arayanların % 48′nin başkaları tarafından ‘havale edilerek’ yani içerideki bağlantıları aracılığıyla işlerini bulduğu tahmin ediliyor ki bu oldukça yüksek bir oran. O zaman sizde kendi bağlantılarını oluşturun. Profesyonel danışmanlık şirketleri, eski iş arkadaşlarınız, dostlarınız, online şirketler ve arama motorları iş arama ağınızı geliştirebileceğiniz alanlardır.

Sizseniz
İşi, vasıflarınızın noksan olması, daha fazla deneyim sahibi olmanız gerekmesi ya da görüşme sırasında oyundan düşmeniz nedeniyle kaybettiğinizi kabul etmek zordur. Ancak ‘yapıcı eleştiri’ terimini hatırlamalı ve bunu bir fırsat olarak kullanarak, işi neden alamadığınızın analizini tam olarak yapmalısınız. Bir sonraki görüşmede şansınızı arttırmak için çalışmalısınız. Görüştüğünüz kişiye şansınızı arttırmak için bir aday olarak neler yapmanız gerektiğini sorun. Yeni donanımlar elde edebileceğiniz ya da var olan vasıflarınızı geliştirebileceğiniz kurslara katılın, fark edilen kusurlarınız ya da zayıf noktalarınızı telafi etmek için yeniden başlamanız gereken, ele alınması gereken durumlar olabilir. Bir arkadaşınızdan, iş görüşmelerinde marifetli olmak için yardım isteyebilir, görüşme pratikleri yaparak kendinizi daha iyi ortaya koymak konusunda büyük gelişme gösterebilirsiniz.

İhtimallere oynayın
Günümüz pazarında, işe alımlarda tek bir pozisyon için yüzlerce başvuru yapılmaktadır. O halde başvurunuzun göze çarpması için bir yol bulmaya ihtiyacınız var. İlk olarak, güvendiğiniz birisine, (ya da bu konudaki bir profesyonele) başvuru dilekçenizin ya da CV nizin bir eleştirisini yapmasını isteyin. İş ilanlarına, başvuruda bulunduğunuz şirket yığınlarca mektup almadan, yani olabildiğince hızlı karşılık verin. Başvurunuzu yolladıktan birkaç gün sonra, telefon açarak görüşme yapma olasılığınızı arttırmaya çalışın.

Kişisel değil, işle ilgili
İş görüşmeleri, kişisel yarışmalar değildir; en çok sevilen kişiyi değil, iş için doğru olan kişiyi aramaya yöneliktir. Eğer bir işveren iş için doğru kişi olduğunuzu düşünüyorsa, sizin bunu bilmenize izin verir ve bu ortamı yaratır. Teklif almadığınızda, bu durumu kişiselleştirmeyin. Bu görüşmecinin sizden hoşlanmadığı ya da iyi vasıflara sahip olmadığınız anlamına gelmez. Bu, sadece sizden uygun birisi olduğunu gösterir. Başınızı dik tutun ve görünümüzle olumlu bir tavır sergileyin. Unutmayın, her red cevabı, teklif yolunda attığınız bir başka adımdır.

Soruları Cevaplarken . . .

October 10th, 2006

Uzmanlar kısa; fakat soruya tam karşılık gelen bir cevap verilmesini ve soru gerektirmedikçe “Evet-Hayır” şeklinde kestirme cevaplardan kaçınılması gerektiğini kaydediyor. Sorulara cevap vermek için acele edilmemesi, cevap vermeden önce kısa bir duraklama yapmaktan çekinilmemesi gerektiğini ifade eden uzmanlar, “Soru sorulduktan sonraki kısa suskunluğunuz, soruyu değerlendirdiğiniz ve düşündüğünüz şeklinde yorumlanacaktır. Ancak duraksamanın uzamamasına dikkat edin” diye uyarıyor.

Uzmanlar, cevabı bilinmeyen sorularla karşılaşıldığında bunun itiraf edilmesini; ama bu tip durumların sayısının mümkün olduğunca az olmasına gayret edilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Hiç beklemediğiniz sorularla karşılaşabilirsiniz; bunları mümkün olduğunca rahat karşılayın ve cevaplamaya çalışın. İş görüşmesi sırasında soru sormanız gerekirse merak ettiğiniz konularda kısa sorular sorun. Bununla beraber mülakat sonunda size soru sorma hakkı verildiğinde, karar vermenizi kolaylaştıracak açık uçlu sorular ile bilgi almaya çalışın. İş görüşmesi sonunda görüşme sizce iyi geçmemişse bile görüşme yerinden güler yüzlü ve soğukkanlı olarak ayrılın” tavsiyesinde bulunuyor.

Görüşme Öncesi Hazırlık Olarak Ne Yapılmalı ?

October 10th, 2006

Uzmanlar, iş görüşmesi için randevu alırken, görüşme yerinin (tam adresi ve tarifinin), zamanının ve kiminle görüşüleceğinin net olarak öğrenilmesi gerektiğini belirtiyor. Görüşme yerinde zamanında hazır bulunulması gereğine dikkat çeken uzmanlar, “Eğer herhangi bir sebeple görüşmeye geç kalacak veya katılamayacaksınız, muhakkak önceden telefonla haber verin” diye uyarıyor.

Uzmanlar, görüşmeye gidilen firma ve pozisyon ile ilgili önceden bilgi toplanılmasının faydalı olacağını, bunun için de internet, sektörel dergi ve yayınlardan yararlanılabileceğini ifade ederek şunları kaydediyor: “Sorulabilecek muhtemel sorulara vereceğiniz en uygun cevapları belirleyin.

Cevapları tekrar ederek pratik yapın; ama ezberlemeye çalışmayın. Daha önce görüşeceğiniz firmaya güncel bir özgeçmişinizi göndermiş olsanız bile yanınızda yedek olarak güncel özgeçmişlerinizden bulundurun. Görüşme öncesinde iş başvuru formu doldurmanız istenebilir. Formu detaylı ve doğru şekilde doldurmaya dikkat edin. Ayrıca yanınızda bu formlar için fotoğraf bulundurun. Görüşme öncesi cep telefonunuzu kapatmayı veya sessiz duruma almayı unutmayın. Görüşme öncesinde sizin pozisyon ve firma hakkında öğrenmek istediğiniz konularla ilgili sorularınızı hazırlayın. Genellikle ilk görüşmeler tanışma ve sizi tanımaya yönelik olduğu için pozisyonla ilgilenmenizin tek sebebinin sadece finansal beklentileriniz (gerçekte öyle olsa bile) olduğu şeklinde bir imaj bırakmamaya çalışın.”

Dış Görünüşünüzle İlgili Bilmeniz Gereken Noktalar . . .

October 10th, 2006

Dış Görünüşünüzle İlgili Diğer Önemli İpuçları

* Serin havalarda koyu renkli triko kazakları tercih edin: Hem kadınlar hem de erkekler serin havalarda gömleklerinin üzerine bisiklet veya v-yakalı triko kazaklar giyebilirler. Ceket giymediğiniz zamanlarda gömleğinizin üzerine giyeceğiniz koyu renkli triko bir kazak sizi hem profesyonel göstermeye yardımcı olacak hem de serin havaya karşı koruyacaktır.

* Ayakkabı ve çoraplarınıza dikkat edin: Özellikle yukarıda belirtilen resmi şirketlere giderken çorapla beraber burnu kapalı ayakkabılar giymeye özen gösterin. Ucu açık ayakkabı ve terlikler ya da çorapsız giyilmiş ayakkabılar görüşmeyi ciddiye almadığınız izlenimini verecektir. Rahat terliklerinizi ve çorapsız gezmeyi boş zamanlarınıza saklayın.

* Hafif ama özenli bir makyajınız olsun: İyi yapılmış, özenli ve abartısız makyaj kendine güven ve bakımlılığın işaretidir. Aynı zamanda iş görüşmesine gösterdiğiniz özeni ortaya koyar. Giysilerinizle uyumlu, pastel renklerde yapacağınız hafif ama belirgin bir makyaj görünüşünüzü tamamlayacak, size başarılı ve profesyonel bir ifade verecektir.

* Kıyafetlerinizi önceden deneyin: Mülakatta giymeyi düşündüğünüz kıyafetleri mutlaka önceden deneyin. Böylece uyumsuz bulduğunuz ya da içinde kendinizi rahatsız hissettiğiniz kıyafetleri önceden değiştirme şansınız olacaktır.

* Aksiliklere karşı hazırlıklı olun: Bayanların günlük hayatta başına gelen en korkunç şeylerden biri çoraplarının kaçmasıdır. Eğer siz de iş görüşmesine giderken ince çorapla etek giymeyi tercih ettiyseniz yanınıza mutlaka aynı çoraptan bir tane daha alın. Böylece yolda başınıza bir aksilik gelir de çorabınız kaçarsa görüşmeden hemen önce çorabınızı değiştirme şansınız olacaktır. Çünkü kaçmış bir çorap işverene hiç de iyi bir izlenim vermeyecektir.

* Aşırılıktan kaçının: Unutmayın; oraya kıyafetinizi değil, kendinizi ve kişisel özelliklerinizi beğendirmeye gidiyorsunuz. Bu yüzden çok parlak, frapan, süslü ve dikkat çeken kıyafetler giymeyin. Bu tip kıyafetler bu ilk görüşmede kişiliğinizin önüne geçecek, işverende profesyonel özelliklerinizin değil, frapanlığınızın izini bırakacaktır.

* Rahat kıyafetleri tercih edin: Seçtiğiniz kıyafetlerde rahatlığın çok önemli olduğunu unutmayın. Ne çok dar, ne de çok bol kıyafetlerle rahat edebilirsiniz. Üzerinize iyi oturan, hareketlerinizi sınırlamayan uzunlukta kıyafetleri tercih edin. Görüşme sırasında sürekli üstünüzü düzeltmeye çalışmanız, kıyafetlerinizi çekiştirmeniz hem işvereni rahatsız eder, hem de sizin dikkatinizi dağıtır.

* Temizliği ihmal etmeyin: Seçtiğiniz kıyafetler içinde çok profesyonel görünüyor olabilirsiniz ama temizliğiniz konusunda ihmal edeceğiniz en küçük bir nokta bile bütün hazırlıklarınızı boşa çıkarabilir. Kötü kokan bir nefes, fırçalanmamış dişler, kirli tırnaklar ve yıkanmamış saçlar işverenin üzerinde kötü bir izlenim bırakacaktır. Temiz kokmanız da çok önemli. Mutlaka deodorant kullanın. Ancak kullandığınız deodorant ve parfümün miktarını abartmayın. Odadan çıktığınız zaman arkanızda koku bırakmamalısınız.

* Aynaya bakın: Unutmayın, kıyafetleriniz ve dış görünüşünüz imajınızdır. Bu yüzden aynaya dikkatle bakın ve karşıdan nasıl göründüğünüzü kontrol edin. Gerekirse objektif bir yakınınızın, arkadaşınızın ya da ailenizin görüşünü alın. Onların uyarılarına kulak verin.

* Gülümseyin: Gülümseyişiniz en önemli aksesuarınızdır. Ne kadar iyi giyimli ve profesyonel görünüşlü olursanız olun, somurtkan bir suratla kötü bir ilk izlenim verirsiniz. Gülümseyen bir insan çevresine pozitif enerji vermekle kalmaz, aynı zamanda anlaşılması mümkün, uyumlu bir insan portresi çizer. Bu da kuşkusuz işe alımda ona büyük bir artı sağlayacaktır.

Adım adım başarıya…

Temiz, özenli ve profesyonel görünümlü kıyafetlerle mülakatta başarıya giden ilk basamağı geçtiniz. Dış görünüşünüzle puan topladıktan sonra iş size düşüyor. Şimdi kıyafetlerinizi ve nasıl göründüğünüzü aklınızdan çıkarın. Sadece mülakatınıza ve sorulara verdiğiniz yanıtlara odaklanın. Kendiniz olun. İşi ne kadar istediğinizi ve kişisel özelliklerinizi en iyi şekilde ifade etmeye çalışın. Kendinize güvenin; siz kendinize güvenip bunu çevrenize yansıtırsanız, işverene de güven aşılarsınız ve o çok istediğiniz işe bir adım daha yaklaşırsınız.
Okul hayatını, iş hayatından ayıran en önemli özelliklerden biri kuşkusuz serbest kıyafettir. Okul hayatı boyunca gardırobumuzu rahat ve spor giysilerle doldururuz: Düşük belli kot pantolonlar, göbeği açıkta bırakan dar t-shirtler, rengârenk spor ayakkabılar, kocaman ve renkli boncuklardan yapılmış kolyeler, küpeler, bilezikler… Ancak hem üniversitede okuyup hem de çalışmayı seçenler için durum biraz farklıdır. İster yarı zamanlı çalışma ister staj olsun, çalışılan kurumun kıyafet yönetmeliğine uymak bir zorunluluktur. Çünkü iş yerlerine girdiğiniz anda özel hayat dışarıda kalır, o andan itibaren önemli olan o kurumun kurallarına harfiyen uymaktır.

Bunun ilk örneği iş mülakatlarında kendini gösterir. İş başvurusu yaptığınız şirketten bir anda telefon gelir. Yetkili kişi mülakata beklendiğinizi söyler. İşte o andan itibaren tatlı bir koşuşturmaca, bir panik başlar. Sizi aradıklarına mı sevinseniz yoksa nasıl hazırlanmalıyım diye mi düşünseniz bilemezsiniz.
Bildiğiniz bir tek şey vardır: Her gün giydiğiniz o rahat kıyafetlerle mülakata gidemeyeceğiniz.

Mülakat İçin Neden Farklı Giyinmeli?

October 10th, 2006

“İlk intiba son intibadır.” sözü aslında bu soru için verilebilecek en güzel cevaptır. İlk görüşmede verdiğiniz izlenim çok önemlidir ve bu izlenim işe alınma şansınızı da büyük oranda etkileyecektir. Bu ilk görüşmede de kendiniz hakkında her şeyi bir anda gösteremeyeceğiniz için dış görünüşünüz büyük önem kazanır. “İmaj Dinamikleri” adlı kitabın yazarı Kim Zoller de dış görünüşün önemini şöyle ifade etmiştir: “Dış görünüşünüz, karşınızdaki insanın sizin hakkınızdaki izlenimlerinin %55’ini oluşturur.” “Görünmeyeni Satmak” isimli kitabın yazarı Harry Beckwith de bu görüşü desteklemiş; günümüzün meşgul insanının, karşısındakini uzun uzun incelemek yerine onun bir anlık resmini çektiğini ve bu ilk izlenimden yola çıkarak onun hakkında kararlar verdiğini ifade etmiştir.

Bir başka deyişle; görünüşünüz, kim olduğunuzdur. Giyim tarzınız, o kıyafetleri taşıyışınız ve dış görünüşünüzün temiz ve düzgün oluşu; geldiğiniz yer, statünüz, ruh haliniz, zevkleriniz ve kültürel alt yapınızı ortaya koyar. Görüşmeye giderken ne kadar hazırlandığınız ve bu işi ne kadar ciddiye aldığınız da kıyafetlerinizden rahatlıkla anlaşılır. Bu yüzdendir ki o çok istediğiniz işe kabul edilmenizde kıyafetinizin ve verdiğiniz ilk izlenimin önemi büyüktür. Ayrıca ilk görüşmede kıyafetinize verdiğiniz önem işverene de güven aşılar; ona, size vereceği görevi ne kadar iyi yapabileceğiniz hakkında fikir verir.

Sektörlere bağlı olarak giyim tarzının değiştiği bilinen bir gerçektir. Şüphesiz, bir bankanın çalışanları, bir reklâm ajansı personelinden daha ciddi giyinir. Çok uluslu büyük şirketlerin çalışanlarının, dergi ve gazete çalışanlarına göre daha resmi giyindikleri de bilinir. Bu nedenle iş görüşmesine gideceğiniz şirketi önceden inceleme şansını yakalamaya ve oraya uygun bir kılıkla görüşmeye gitmeye çalışın. Ancak bu şansı yakalayamazsanız ilk görüşmede tedbiri elden bırakmayın. İlk defa gittiğiniz bu ortamda neyle karşılaşacağınızı bilmediğinizden hazırlıklı olmanızda yarar var. Unutmayın, “fazla” uygun giyinmiş olmak “az” uygun ya da “uygunsuz” giyinmiş olmaktan çok daha iyidir. Zaten ilk görüşmeden sonra işe kabul edilirseniz zamanla diğer iş arkadaşlarınızı inceleme ve kıyafetlerinizi onlara bakarak şekillendirme imkânınız da olacaktır.

Yetkinlik Bazlı Görüşmelerde Kullanılabilecek İpuçları . . .

October 10th, 2006

İş ilanlarında, pozisyonun gerektirdiği kişisel özellikler ya da aranan nitelikler kısmında, eğitim ve deneyimden daha fazlasının sıralandığı dikkatinizi çekmiştir. Buralarda belirtilen nitelikler, çoğu insan kaynakları uygulamalarının temeli olan bir yaklaşımı yansıtmaktadır.

Esnek iş organizasyonunun ve kalıpları belirsiz işlerin artık şirket yapısının merkezinde yer almaya başladığı günümüzde, şirketler geleneksel iş analizlerinin yerine yetkinlik bazlı yaklaşımları tercih ediyorlar. Yetkinlik bazlı yaklaşım kısaca, bir işte başarılı olmak için çalışanların ihtiyaç duyduğu özelliklerin tanımlanması ve bu özelliklerin insan kaynakları uygulamalarında kullanılması olarak açıklanabilir. Buna bağlı olarak, iş analizi ve buna dayanan, seçme, eğitim, performans yönetimi gibi uygulamalar yetkinlik temelli bir hale geliyor. Çoğu organizasyon artık bir işi tanımlarken işin gerektirdiği temel yetkinlikleri analiz etmeyi tercih ediyor. İşi yapabilmek için gerekli yetkinlikler, eleman seçimi için kullanılacaksa bu yetkinlikleri kapsayan seçme metotları tercih ediliyor ya da kullanılan metotlar yetkinlikleri kapsayacak şekilde düzenleniyor. Örneğin, bir mağaza satış görevlisi için iletişim becerilerinin kuvvetli olması kaçınılmazdır. Bu durumda seçme metotları, iletişim becerilerinin kolaylıkla ölçülebileceği görüşmeler üzerine yoğunlaşacaktır. Yetkinlik kavramı, var olan çalışanların eğitimi için de çok önemlidir. Bir işin gerektirdiği yetkinliklerin çıkarılmasıyla, performans değerlendirmeleri de ele alınarak, çalışanların hangi konuda eğitime ihtiyaç duyduğu kolayca görülebilir.
Bu durumda bir iş görüşmesine, başvurduğunuz pozisyonun gerektirdiği yetkinliklerin ne olduğunu bilerek gitmeniz ve bunların nasıl ölçülebileceği hakkında bilgili olmanız size avantaj sağlayacaktır. Peki, yetkinlik derken ne kastediliyor ve daha da önemlisi seçme için nasıl değerlendiriliyor?

Yetkinlik kavramı…

Yetkinliği, insanların yüksek performanslarını belirleyen iç kapasiteler olarak tanımlayabiliriz. Bunlar, insanların işte başarılı olmak için ihtiyaç duydukları eğilim, kişisel özellikler, beceriler ve bilgiyi kapsar. Kısacası iş analizine yetkinlik yaklaşımı, odağı işten bireye ve bireyin yetkinliklerine çevirmektedir. Bu durumda, yetkinliklerin şirket bazında belirli işlere göre olduğu gibi, şirketin bütününde de tanımlanabileceği düşünülebilir. Bu da demek oluyor ki şirketler, çalışanlarının genelinde bazı yetkinliklerin var olmasına dikkat edebilir ve seçme-yerleştirme ya da eğitim için prosedürlerini buna göre belirleyebilir.

Detaylı bir analizle elde edilmiş olan işle ilgili yetkinlikler, davranış bazlı ya da yetkinlik bazlı görüşmelerle ölçülebilir. Bu tür görüşmeler, soruların önceden belirli olduğu yapılandırılmış görüşmelerdir ve geçmiş davranışların gelecek davranışı belirlemede en etkili yol gösterici olduğu görüşü üzerine kurulmuştur. Yetkinlik bazlı görüşmeleri diğer iş görüşmelerinden ayıran özellik de budur, üzerinde durulan özellikler eğitim ya da deneyim gibi özgeçmişinizde yazan bilgilerden ötesinde, davranışsal örneklerdir. Buna bağlı olarak, görüşmeciler işin gerektirdiği yetkinlikleri ölçmek için belirli durumları içeren sorular sormaktadırlar. Başarılı bir görüşmede önemli olan, geçmiş davranışlar ve performans, geçmiş hatalardan ders alma, gelecekteki pozisyona uyum sağlayabilmenin yanı sıra pozisyonun gerektirdiği bilgi ve anlayışın da yansıtılmasıdır. Bu tür görüşmelerin iyi yanı, adayların cevaplarını gerçek yaşam deneyimlerine dayandırmalarına olanak sağlamasıdır.

Görüşmeye hazırlanırken…

Böyle bir görüşmeye hazırlanmak için öncelikle iş tanımını dikkatlice gözden geçirmek gerekmektedir. İlandaki iş tanımından da çıkarılabileceği gibi, açık olarak yazılmış olan yetkinliklerin önceden belirlenmesi önemlidir. Bundan sonra yapmanız gereken, işin gerektirdiği yetkinliklerle ilgili olarak daha önce yaşadığınız durumları ve bu durumlarda neler yaptığınızı düşünmektir.

İşte görüşmelerde kullanabileceğiniz ipuçları…

Vermeniz istenen cevaplar, sorulan durumlarda tam ve kesin olarak ne yaptığınızdır. Sizden istenen, sorulan davranışları, ne zaman ve hangi ortamda sergilediğinizi gösteren belirli örneklerdir. Bu yüzden genel cevaplardan kaçının. Cevabınız, kişisel olarak yaptıklarınızla ilgili olmalıdır. Cevabınızın, durumdaki rolünüzü, varsa karşılaştığınız güçlükleri, nasıl üstesinden geldiğinizi, alternatif davranış biçimlerini ve bu durumda öğrendiğiniz şeyleri içermesi beklenir.

Görüşmeyi yapan kişi detayları duymak isteyeceğinden, cevabınızı üsteleyen sorular sorabilir. Sorulara vereceğiniz, yetkinliklere dayalı, iyi yapılandırılmış cevaplar sizi görüşmelerde avantajlı duruma getirecektir. Yapılandırılmış cevaplarınızın şunları içermesine dikkat edin:
• İçinde bulunulan durum
• Durumun gerektirdiği görev ve sorunun çözümü için düşündükleriniz
• Sorunu çözmek için yaptıklarınız
• Ulaştığınız sonuçlar

Bu tür mülakatlarda önemi olan pozisyonun gerektirdiği yetkinliklerin sizde bulunup bulunmadığını ölçmesidir. Bu nedenle sonuçların olumlu ya da olumsuz olmasından çok, yetkinliğin gerektiği duruma nasıl yaklaştığınız, durumdan neler öğrendiğiniz ve öğrendiklerinizi sonrasında nasıl kullandığınız önemlidir.

Yetkinlik örnekleri…

Peki, iş ilanlarında belirtilen yetkinliklerle ne kast ediliyor ve bu yetkinlikler görüşmede nasıl ölçülebilir? Aşağıda, mesleki uzmanlık ve deneyimin yanı sıra şirketler tarafından çoğunlukla değinilen yetkinlik örnekleri ve bunların hangi sorularla ölçülebileceğine dair örnekler bulabilirsiniz:

* Analitik düşünme Bir problemi mantıksal, sistematik bir yaklaşımla ele alabilme yeteneğidir. Bu yetkinlik bir problemle karşılaşıldığında, alternatifler arasında kıyaslama yapma, verilen bilgilerdeki tutarsızlıkları yakalama, bir problemi parçalarına ayırarak ve her parçayı detayıyla ele alarak yaklaşma, karar verirken olası zarar, risk ve başarı şanslarına dikkat etme ve yapılacakların önceliğini belirleme gibi yaklaşımlara sahip olmayı içerir.

Analitik düşünme yetkinliğini ölçen sorulara verdiğiniz cevapta, akademik ya da iş hayatınızda karşılaştığınız bir soruna (gerçekleştirdiğiniz projede ya da tezinizi yazarken karşılaştığınız bir sorun olabilir) nasıl yaklaştığınızı anlatabilir ve cevabınızın yukarıda belirtilen noktaları içermesine dikkat edebilirsiniz.

* Problem çözme ve karar alabilme Bu yetkinlik, sorunlarla karşılaştığınızda onları en aza indirmek için çalışmayı mı yoksa onlardan kaçınmayı mı tercih ettiğinizle ilgilidir.

Örnek sorular:
*Çatışan önceliklerinizin olduğu bir durumu ve bu durumu nasıl çözdüğünüzü anlatınız.
*Diğerlerinin çözülemez gördüğü bir soruna çözüm bulduğunuz bir durumu anlatınız. Ne yaptınız ve sonuç ne oldu?
*Geçen yıllarda yaşadığınız önemli sorunları ve bunlarla nasıl baş ettiğinizi anlatınız.

* Güçlü iletişim ve etkileme Dinleyiciler üzerinde etki bırakabilecek ve ikna edici yazılı ve sözlü iletişim planlama ve iletişim kurabilme yeteneğidir. Diğerleri üzerinde güçlü bir etki bırakacak bilgileri belirlemek ve sunmak, dinleyenlerin seviyesine göre iletişim aracı seçmek, önemli noktaları vurgulamak için hikaye, benzetme ya da örnekler bulmak, iletişimi daha etkili kılabilmek için görsel bilgilere başvurmak ve savunulan konuyla ilgili değişik iddialar sunmak önemli noktalarıdır.

Örnek sorular:
*Başka birinin fikrini değiştirdiğiniz bir durumu anlatınız.
*Kişisel gelişiminizde etkili olan bir insan ya da olaydan bahseder misiniz?

Bu tür sorularla karşılaştığınızda, ikna edilmesi zor bir kişiyi ikna etmeyi başardığınız bir durumu anlatabilirsiniz. Önemli olan onu ikna etmek için nasıl bir yol izlediğinizdir. Yukarıdaki örnek sorulara ek olarak, sizden görüşme yapanları bir konu üzerinde ikna etmeniz de istenebilir.

* Esneklik, değişim odaklılık ve gelişime açıklık İş yerindeki, rollerdeki ve iş çevresindeki değişimlere uyum sağlamadaki başarıyı, bir kimsenin kendini değiştirmek için isteğini belirtir. Kendi fikri dışındaki fikirlere verilen önem, yeni organizasyonel yapılara, prosedürlere ve tekniklere açıklık gösterme, biri başarısız olursa başka bir stratejiye geçme gibi noktaları içerir.

Örnek soru:
*Çalıştığınız proje başka birisine verilse ya da tamamen kaldırılsa nasıl tepki verirdiniz?

* Strese altında çalışabilme Stresli ve muhalif durumlarla etkili bir şekilde başa çıkma, bu tür durumlarda iyi kararlar verebilme, sakin ve doğru çalışabilme ve diğerlerini sakinleştirme özelliğidir.

Örnek soru:
*Kendinizi baskı altında hissettiğiniz bir olayı anlatınız. Neler yaşadınız, olay nasıl sonuçlandı?

* Sonuç odaklılık Bireyin hedeflerine ulaşma konusundaki motivasyon ve kapasitesiyle ilgilidir. Zorlayıcı ama başarılabilir hedefler koymak, engeller ve hayal kırıklıkları karşısında hedeflerine bağlı kalmak, problem çözme ve işleri yapmada aciliyet bilincine sahip olmak vurgulanabilecek noktalardır. Başa çıkılmaz engeller karşısında vazgeçmeyi mi yoksa onlarla başa çıkmayı mı tercih ettiğinizi, her zaman ısrar etmenizi sağlayacak kararlılıkta olup olmadığınızı ölçmek için aşağıdaki sorular sorulabilir;

*Zorlayıcı bir hedefe ulaşmak için çok çalıştığınız bir zamanı anlatınız.

Böyle bir soruda, bulunduğunuz durumun tüm olumsuzluklarına rağmen hedefinize ulaşmak için nasıl çaba gösterdiğinizi anlatabilirsiniz.

* Müşteri odaklılık Müşterileri dinlemeyi ve anlamayı, müşterilerin ihtiyaçlarını karşılayarak tatmin sağlamayı içerir. Müşteri odaklı çalışan, onalrın ihtiyaçlarına en yüksek önemi verir, müşterilerle profesyonel ve kibar olarak, empati ile ilgilenir.

Örnek soru:
*Geçmişte sinirli ya da kızgın bir müşteriyle ilgilendiğiniz bir örnek verebilir misiniz? Durum neydi? Neden oluştu? Siz ne yaptınız? Sorun nasıl çözüldü?

* Takım çalışması Takım çalışması, birlikte çalıştığınız insanları, kişiliklerini, ihtiyaçlarını ve motivasyonlarını anlamayı gerektirir. Çalışma arkadaşlarınızın duygusal, kişisel ve profesyonel gelişimine katkıda bulunup bulunmadığınız, ortak kararlara katılıp katılmadığınız, takımın ortamına nasıl katkıda bulunduğunuz gibi noktaların cevabınızda bulunmasına dikkat etmelisiniz.

*Belirli bir sonuca ulaşmak için bir takımın parçası olarak çalıştığınız zamanı anlatınız. Takıma katkınız nasıl oldu? Çatışmayla karşılaştınız mı, karşılaştıysanız nasıl çözdünüz?
*Birlikte çalıştığınız ekipte ortaya çıkan bir problemi anlatınız.

Bu soruya verilebilecek cevaplarda, öğrenci kulüpleri gibi takım çalışmasının ön planda olduğu durumlardan örnekler seçebilirsiniz.

* Kendini tanıma Bu özellik, güçlü ve zayıf yanlarınızı değerlendirmede objektif ve eleştirel olup olmadığınızla ilgilidir.

Örnek soru:
*İnisiyatif gösterdiğiniz bir durumu anlatınız.
*Kendinizi nasıl tanımlarsınız?
*Arkadaşlarınız sizi bize nasıl anlatır?
*Güçlü/Zayıf yönleriniz nelerdir?
*Geçen yıl içinde performansınızla ilgili memnun olmadığınız bir durumu anlatır mısınız?

* Etkili dinleme Diğerlerinin söylediklerine dikkat etmeyi, söylenenleri anlamak için çaba göstermeyi, uygun sorular sormayı ve söylenenleri kesmemeyi içerir.

Bu yetkinlik için özel olarak soru sorulmasına gerek olmayabilir, görüşmeyi yapanlar sizin bire bir dinlemede nasıl olduğunuzu görüşme sırasında çıkaracaklardır. Dikkat etmeniz gereken nokta, söylenenleri kesmeden, göz teması kurmaya çalışarak ve ilgilendiğinizi belirten ipuçlarıyla (uygun yerlerde sorular sorarak ya da vücut dilinizi kullanarak) görüşmeyi sürdürmenizdir.

* Zaman yönetimi, planlama ve organizasyon Stratejik hedeflere uygun olarak kapsamlı ve gerçekçi planlar yapmayı, riskler için hazırlıklı olmayı, iş için gerekli kaynakları belirleyip zamanlı bir şekilde organize etmeyi, günlük işleri dengelemeyi ve zamanı etkili kullanmayı içerir.

Örnek sorular:
*Kendi zamanınızı ve hedeflerinizi nasıl yönetirsiniz? Önceliklerinizi nasıl belirlersiniz?
*Kısa sürede bitirmek zorunda olduğunuz bir işi anlatınız.

İş görüşmelerine hazırlanırken kullanılabilecek ve işe yarayacağı kesin tek bir yol bulunmamaktadır. Fakat yetkinlik bazlı görüşmelere hazırlanırken yukarıdaki noktalara dikkat etmek ve geçmişteki benzer durumlarda neler yaptığınız üzerine düşünmek, yapacağınız görüşmeler için avantaj sağlayacaktır.

Mülakatta İnsanı Tanımanın Yolları . . .

October 10th, 2006

İnsan Kaynakları Yönetimi’nin her yönüyle tartışıldığı Peryön İnsan Kaynakları Kongresi’nin ilk gün seminerlerinden birinin konuşmacısı Pozitif Performans Enstitüsü’nden Psikolog Adalet Güler idi. Güler, Türkiye’de bireysel ve toplumsal gelişimin sağlanabilmesi için iki temel alanda kalkınmanın sağlanması gerektiğini savunarak konuşmasına başladı: Eğitim kurumları ve eğitmen kadrosunun gelişimi ve kurumsal insan kaynakları yönetiminin gelişimi.

Güler’e göre insanı anlamak ve insan ilişkilerinin dinamiklerini çözmek, hem kurumsal hem de bireysel gelişimin kilit unsurları olarak belirlenmektedir. Kurumlarda insan kaynağının doğru değerlendirilmesi ve doğru işe doğru insanın seçilmesi ise, kişilerin birey olarak istekleri ve ihtiyaçlarının belirlenmesi ile sağlanabilmektedir. İşe alımda kullanılan klasik ölçme ve değerlendirme yöntemlerine (testler, mülakatlar, değerlendirme merkezleri) eşdeğer bir metodolojiyi insan kaynakları profesyonelleri ile paylaşan Güler, kişilerin, şirketlerin ve ulusların bilinçaltı şifrelerinin belirlenmesi ile kişisel ve kurumsal başarıya ulaşılabileceğini belirtti.
Bu metodolojinin özünde her bireyin, her kurumun ve her ulusun birer bilinçaltı şifresi olması yatmaktadır. İnsan kaynakları çalışanlarının da dolayısıyla, önce ulusun sonra çalıştıkları kurumun son olarak da mülakat yaptıkları kişinin bilinçaltı şifresini anlaması gerekmektedir. Peki bilinçaltı şifresi nedir?

Güler’e göre, ilk karşılaşmada karşımızdaki insanı 5 duyumuzla inceliyoruz. Bu duyular 3 temel algı sisteminde toplanıyor ve karşımızdaki kişi ile ilgili bir fikir edinmemizi sağlıyor. Bu sistemlerden ilki olan görsel sistemde kişinin nasıl göründüğü, ne giydiği gibi unsurlar, yargılarımızı yönlendiriyor. Bir diğer sistem olan işitsel sistemde, kişinin ne söylediği, nasıl söylediği, ses tonu gibi unsurlar önem kazanıyor. Son olarak karşımızdaki kişi ile ilgili hislerimiz ve duygularımız, bizi kişi hakkında bir karar vermeye yönlendiriyor. Bu uygulamayı işe alım mülakatları kapsamında açıklayan Güler, kişilerin birbirleri ile ilgili ilk bilinçaltı şifrelerini oluşturmalarını tülden bir perdeye benzetiyor. Her kişinin birbirini algılayışında kullandığı sistemler ve bunların ağırlıkları kişiden kişiye değiştiği için, mülakatta adaylar ile ilgili ilk yanılgı da burada başlamaktadır.

Mülakatlarda doğru işe doğru adayı yerleştirebilmek için ihtiyacımız olan şeyi adayla ilgili ilk bilinçaltı şifresini doğru belirlemek olarak açıklayan Güler’e göre, öncelikle karşımızdaki kişinin görsel mi, işitsel mi yoksa dokunsal mı olduğunu algılamamız gerekiyor. Peki, görselleri, işitselleri ve dokunsalları belirlemek nasıl mümkün olabilir? Adalet Güler, kişileri birbirinden ayıran bu algı sistemlerini şu şekilde tanımlıyor:

Görseller bir ortama girdiklerinde dikkat çekmeleri ile ayrılıyorlar. Görselleri, şık, bakımlı ve parlak kişiler olarak tanımlayan Güler, bu kişilerin hareketli, durağan olmayan işlerde başarılı olabileceklerini belirtiyor. Görseller konuşkan kişiler oldukları, hızlı hareket etmeyi ve dinamik ortamları sevdikleri için satış, pazarlama gibi alanlarda başarılı olma potansiyeli taşıyorlar. Güler’e göre bu tip çalışanların motive edilmeleri ve göze hitap eden, şık ortamlarda çalışmaları gerekiyor.
Dokunsallar ise mülakatın henüz başında koltuğa nasıl oturduğu ile bile ayırt edilebiliyor. Dokunsalları oturduğu yere yerleşmeyi seven, ağır nefes alıp veren ve uzun cümleler ile konuşmayı tercih eden kişiler olarak betimleyen Güler’e göre, dokunsallar masabaşı işlerde başarılı olma potansiyeli taşıyor. Kuralların ve iş tanımının net ve belirli olduğu işlerde ve takım çalışması gerektiren görevlerde severek çalışan dokunsallardan iyi yönetici adayları çıkıyor.

Güler son kategori olan işitsellerin Türkiye’de pek bulunmadığını savunurken, Türkiye toplumunun ilk bilinçaltı şifresini %70 oranında dokunsal olarak tanımladı. Bunun sonucu olarak da bir İnsan Kaynakları çalışanının bir mülakatta karşısına gelecek adayların dokunsal olma ihtimali yüksek olarak karşımıza çıkıyor.

Kişilerin bilinçaltı şifrelerinin çıkarılmasında ikinci modülü Güler beyin loblarının fonksiyonları ile açıkladı. Buna göre, kişilerin beynin hangi loblarını daha çok kullandıkları, onların özelliklerini algılamamızda etkili oluyor. Bu gruptaki kategorileri Güler renkleri kullanarak tanımlıyor. İlk grupta, beynin sol üst lobunu kullanan “mavi”ler yer alıyor. Adalet Güler’in tanımıyla “Maviler az konuşan bilgisayar tipli kişilerdir. Özellikle bayanların feminenlikten uzak, daha erkeksi giyinen, teknik kişiler olduğunu görüyoruz. Bu kişiler, mühendislik, muhasebe gibi alanlara uygun olan kişilerdir”. Dolayısıyla bu tanımdan, “mavi” olarak belirtilen adayları değerlendirirken, rakamlarla uğraşılması gereken, teknik ve analitik işlere daha uygun olacaklarını çıkarıyoruz.

Beynin sol alt lobunu ağırlıklı olan kişileri Güler, “yeşil”ler olarak tanımlıyor. Güler’e göre şirkete yönetici seçilmesi söz konusu ise, yeşillerin tercih edilmesi gerekiyor. Çünkü bu kişiler, problem odaklı ve garantili düşünme becerisine sahip oluyor. Doktorlar, hukukçular, siyasetle uğraşan kişilerin yeşillerden oluştuğunu savunan Güler, insan kaynakları profesyonellerinin de yeşil baskını olan kişilerden oluştuğunu belirtiyor.

Bir diğer grupta, beynin sağ üst köşesini kullanan “sarı” lar yer alıyor. Güler’e göre bu kişileri, marjinal, sıradanlıktan uzak tarzları ve “uçuk kaçık” giyimleri ile belirleyebiliyoruz. Bu kişiler genelde toplum normlarından uzak, aykırı ve sanatçı ruhlu kişiler olarak tanımlanıyor. Reklamcılık, sanatın dalları bu kişilerin mutlu olarak çalışacakları ve başarılı olacakları alanlar olarak belirtiliyor. Güler bu kategoriye Cem Yılmaz’ı örnek olarak gösteriyor. Ayrıca sarılar, diğer kategorilerde yer alan özelliklerle birleştiğinde bazı meslek gruplarında da başarılı olabiliyor. Örneğin, halkla ilişkilerde başarılı olan kişiler baskını sarı ve kırmızı olan kişiler olarak belirtilirken, bir şirkette vizyon ve markalaşmayı geliştirmek için kırmızı, sarı ve yeşilin birleşimi ekiplerle çalışılması gerektiği savunuluyor.

Son olarak “kırmızı”ları oluşturan grup, Güler’e göre beynin sağ alt lobunu baskın olarak kullanan kişilerden oluşuyor. Bunlar, duygusal düşünüp, duygusal davranarak dikkat çeken kişiler olarak tanımlanıyor. Türkiye toplumunun da ağırlıklı renginin kırmızı olduğunu belirten Güler, iyi eğitmenlerin, psikologların bu gruptan ve bu grubun yeşillerle birleştiği ekiplerden oluştuğunu açıklıyor. Güler’e göre “Türk toplumu hızla sevip, hızla vazgeçiyor”. Eğer insan kaynakları uzmanları, şirketlerinde ekip ruhu istiyorlarsa, kırmızıların ağırlıklı olduğu ekipler kurmaları gerekiyor.
Özetle Adalet Güler, bir şirketin başarılı olmasını her departmana doğru beyin lobunu kullanan kişilerin yerleştirilmesine bağlıyor. Güler “Şirketlerde hem mutlu hem de başarılı çalışanlar istiyorsak, adayların beyinlerinde en baskın kullandıkları lobunu bulmalı, ve kişileri buna uygun olan işlere yönlendirmeliyiz” diyor.

İşe alımda doğru insanı, mutlu olacağı işe yerleştirmek için belirlenmesi gereken bilinçaltı şifrelerinin 3. modülünde kalıplar, Adalet Güler’in deyimiyle “metaprogramlar” yer alıyor. Güler, metaprogramları kişilerin inançları, gelenekleri, örfleri, adetleri, kişilikleri gibi paradigmalarla açıklıyor. Güler’in metodolojisinde bilinçaltı şifrelerini açıklayan 19 tane kalıp bulunuyor.

Grup Mülakatları Hakkında Bilmeniz Gerekenler . . .

October 10th, 2006

Mezuniyet döneminden sonra adayların en çok sıkıntı yaşadığı durumlardan birisi ardı arkası kesilmeyen iş görüşmeleridir. Mülakatlar hakkındaki bilgiler çoğu zaman; stajlar için yapılan ön görüşmeler, belki okulda alınan birkaç ders, daha önceki dönemlerde mezun olan arkadaşların yaşadıkları ve insan kaynakları sayfalarından okunan ipuçlarıyla sınırlıdır. Bu yüzden çiçeği burnunda bir mezun için iş arama süreci her zaman bir bilinmezlik teşkil eder.

İşe alım süreçlerinin tam bir karmaşa haline dönüşmeye başladığı şu günlerde, şirketler de bu dönemi en verimli biçimde değerlendirmek için artık bire bir mülakatların yanı sıra grup görüşmelerine de önem vermeye başladı. Daha önceleri sadece yurt dışında veya ülkemizdeki hatırı sayılır şirketlerde görebildiğimiz bu uygulama yavaş yavaş orta ölçekli şirketlerde de kendini göstermekte.

Grup mülakatları, adından da anlaşılacağı gibi, birden fazla adayın grup içindeki yetkinliklerini gözlemlemek üzere yapılan görüşmelerdir. Genel olarak kişilerin tutum ve tavırları, vücut dili kullanma becerileri, iletişim yetenekleri, grup içi yaklaşımları ve katılımları gözlemlenir. Tabi ki bu çift taraflı bir denklem gibidir. Firma adayları tanırken, adaylar da böyle bir şirkette çalışmak isteyip istemediklerine karar verirler.
Öncelikle firmaların neden böyle bir sistemi tercih edebileceklerine değinmek gerekirse üç ana başlıktan söz edilebilir:

Eğer bir iş için çok fazla başvuru yapılmışsa bire bir mülakata geçmeden önce bir ön eleme olarak grup mülakatı yapılabilir. Her gün insan kaynakları sayfalarında görülen ilanlardan birine bile 700–1000 arasında başvuru yapıldığı düşünülürse, böyle arzın az, talebin fazla olduğu bir piyasada, işveren de, başvuruların arasından kendi kriterlerine en uygun adayı en kısa zamanda seçmek isteyecektir. İlk elemeler genellikle özgeçmişlerle yapılır. Fakat grup mülakatları bunun için güzel bir alternatiftir. Firma, adayları birbirleriyle karşılaştırma şansı elde ederek değerlendirir ve özgeçmişler üstündeki bilgilerle kişileri bütünleştirebilir. Böylece sadece özgeçmişlerle yapılan bir ayıklamadan daha adil bir eleme yapılmış olur.

İkinci olarak, yukarıda da belirtildiği gibi, topluluk içindeki davranışları gözlemleyebilmek için tercih edilebilir. Bire bir görüşmelerde kişi kendini anlatır, mülakatçı da kişiyi anlattıklarıyla ve sorulara verdiği cevaplara göre değerlendirmeye çalışır. Ancak, iş özellikle takım çalışması ve aktif katılım gerektiren bir tanıma sahipse, bu değerlendirmeler yeterli olmayacaktır. Adayın grup içindeki tavırları, onun iş tanımına uygun olup olmadığı hakkında azımsanmayacak ipuçları verir. İnsan kaynakları uzmanları “Etrafınızdakileri ne kadar etkileyebiliyor ve yönlendirebiliyorsunuz? Lider değilseniz lidere karşı tutumunuz nasıl? Yaratıcı mısınız? Uyumlu musunuz?” gibi soruları adaylara doğrudan yöneltmektense, onları grup içinde gözlemleyerek belirlemenin daha sağlıklı olduğunu düşünürler.

Son sebep ise birden fazla kişiyle aynı anda görüşmenin kazandıracağı zamanla ilgilidir. Bütün adaylarla tek tek görüşmek, özellikle ön eleme aşamasında çok zordur. Bir de adayı birden fazla kişinin görmesi söz konusu ise bu süreçte firmanın olağan işlerinin aksaması ihtimaline karşın grup mülakatları zaman kurtarıcı olarak tercih edilir.

Grup mülakatlarında genellikle iki yöntem izlenir:
İlkinde bir konu başlığı sunulur ve adaylardan bunun tartışılması beklenir. Burada önemli olan şey öne çıkmak ve sürekli konuşmak değildir. Konuşmaların içeriği süresinden daha çok not toplar. Sivrilmeye çalışmak çok büyük bir hatadır.

Diğer yöntemde ise firma, mevcut pozisyonla ilgili sanal bir iş ortamı yaratır. Grubu iki ayrı takıma ayırır. İşle ilgili hipotetik bir durum ortaya koyar. Kişilerden olay üzerinden çözüme gitmeleri beklenir. Daha sonra takımlardan çalışmalarını önce grup adına, sonra bireysel olarak sunmaları istenir. Her iki durumda da iş tanımı ve firma kültürüne hazırlanmamış adaylar hemen belli olur.

Bu sırada gözlemciler notlar alır, sorulacak soruları belirlerler. Çalışmalar esnasında şu özelliklere bakılır:

* Kişiler arası yaklaşımlar
* Grup çalışması
* Örgütsel altyapı
* İkna
* İletişim
* Liderlik
* Lidere karşı tutum
* Stres yönetimi
* Doğaçlama
* Planlama
* Yapıcı eleştiri
* Yardımlaşma
* Görev dağılımı
* Motivasyon
* Diğer takım üyelerini dahil etme
* Karakteristik özellikler (utangaçlık, kendini ifade etme, temsil yeteneği, sorumluluk sahibi olma)

Peki ne yapmalı?

Grup mülakatlarında söylediğiniz her söz, takındığınız her tavır mülakatçı için sizin kişiliğinizle ilgili ipuçları taşır. Bu sizi “Madem öyle, ben de onların beni görmek istedikleri gibi görünürüm” tarzında bir yanılgıya düşürebilir. Bu belki ilk birkaç dakika yönetebileceğiniz bir durumdur. Fakat bir süre sonra siz de ortamın sanal olduğunu aklınızdan çıkarıp, etrafınızdaki mülakatçıların bile varlığını unutur duruma gelebilirsiniz ki bu özellikle toplu görüşmelerde çok sık rastlanır bir durumdur.

Yukarıda da belirtildiği gibi sivrilmeye çalışmak grup çalışmalarında düşülen en büyük yanılgıdır. Eğer tartışılan konuya gerçekten hakimseniz ve liderlik vasıfları taşıyorsanız bu sizin için bir avantaj olabilir. Aksi bir hal söz konusuysa, yani bunu yaparken diğerlerini bastırıyor, kendinizi ön plana çıkarıyorsanız o mülakatta olduğu gibi tüm iş yaşantınızda sıkıntı çekersiniz. Doğru zamanda, doğru kişiye, doğru şeyleri, kararınca söylemeniz gerekir.

Diğer konu ise ikna yöntemlerinizle ilgili. Birden fazla fikrin kol gezdiği bir ortamda kendi düşüncenizi kabul ettirmeye çalışmak elbette hakkınız. Bildiğiniz gibi farklı ikna teknikleri mevcut. Tartışarak mı, mantıklı açıklamalar getirerek mi yoksa küçük parçalara bölüp teker teker yok ederek mi? Ortamı iyi takip edip hangisinin daha uygun olduğunu iyice tartmalısınız.
Fikirlerinizin ortak kabul görmediği zamanlar da elbet çıkacaktır. Böyle durumlarda grupla olan iletişim bağınızın kopmaması çok önemlidir. Kabul edilen görüşe karşı bir eleştiriniz varsa bunu yapıcı bir şekilde eleştirmeniz de bir zarar yoktur. Fakat takım ruhunu zedeleyecek yorumlardan uzak durmanız gerekecektir, grubunuzdakilerin rakipleriniz olduğunu bilseniz bile…

Bütün bunlarla birlikte dikkat etmeniz gereken birkaç püf nokta var:

* İster lider olun ister izleyici, önemli olan şey aktif katılımınızdır.
* Gözlerinizi mülakatçıdan ayırmayın ki önemli ipuçlarını kaçırmak gibi ihtimalle karşılaşmayın.
* Sadece mülakatçıya karşı değil, aynı zamanda grup üyelerine karşı da saygılı davranın. Abartılı güç savaşından uzak durun. Aksi halde uyumdan uzak ve yapmacık görünürsünüz.
* Grup çalışmalarında esas olan yapıcılıktır.
* Ancak oyunun kurallarını iyi anlarsanız sizden isteneni verebilirsiniz. Bu yüzden kafanızda soru işareti yaratan şeylerin açıklamalarını mülakatçıdan isteyin.

Özetle, iş hayatında her geçen gün daha fazla yer alan grup mülakatları, şirketler için uğraştırıcı ve adaylar için stresli olsa dahi, kişilerin grup içindeki tutumlarını ölçmek açısından firmalar için, bire bir mülakatlarda gösteremedikleri yetkinliklerini açığa çıkarma şansı bulduklarından adaylar için birer avantaja dönüşebilir. İyi gözlemlenmiş ve değerlendirilmiş bir mülakat sonunda şirketler aradıkları özelliklere sahip adayı bulurken, adaylar da çok büyük bir tecrübe kazanarak hem şirketi, hem iş tanımını, hem de bir ölçü de olsa kendilerini tanıma fırsatı bulurlar.